Yayınlar

Resim
BÜYÜK SELÇUKLU SARAYININ UNUTULMAZ PRENSESİ:  TERKEN HATUN   “Ulaşamadığınız ne varsa  mutlaka ona giden bir yol vardır.”    Erdem Bayazıt   Büyük Selçuklu Devleti’nin siyasî hayatında kadınların, önceki devletlere nazaran, çok daha faal rol oynadığı bir gerçektir.. Başlangıçta hanedana mensup kadınlar, eski Türk geleneğine uygun olarak, devletin gelişmesinde ve kuvvet­lenmesinde etkili olmuşlardır. Bunlar­ın ilki yine Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in eşi Harzemli Altuncan Hatun’dur. O da Tuğrul Bey gibi Rey’de medfundur.. Sultan Çağ­rı Bey’in kızı Hatice Arslan Hatun, Selçuklu devlet geleneğinde etkili olmuş bir başka hanım sultandır..  Melikşah’ın hanımı Zübeyde Hatun, Muhammed Tapar’ın eşi Gevher Hatun, Sultan Arslan Şah’ın annesi Mü’mine Hatun bunlar arasında dikkati çekenlerdir..     Sultan Melikşah, Eşi Terken Hatun, şehzadeleri Sultan Berkyaruk, Şehzade Ahmed ve Sultan Mahmud ile Büyük Vezir Hâce Nizamülmülk’ün kabirlerinin bulunduğu Isfahan’daki kabristan. İşte bu hanım sultanlar
Resim
Tâcü’l-hazreteyn, Kıvâmü’d-devle ve’d-dîn, Vezîr-i kebîr  Nizâmülmülk.. “Sultanın gölgesinde olmayan bir şehri viran değilse de vîrâne say sen..!” / Ahmed el-Gazzâlî Bu kadar unvan aslında az bile ona.. O, yaşadığı zamanlarda Ortaçağ İslâm dünyasının en başarılı devlet adamlarından biriydi.. Büyük Selçuklu imparatorluğuna kesintisiz 29 yıl vezirlik yaptı.. Melikşah’ın dedesi Çağrı Bey zamanını da sayarsak, Tuğrul Bey’in, Sultan Alpaslan’ın ve Sultan Melikşah’ın devirlerini gördü.. Aslında Alpaslan’ı ve bilhassa Melikşah’ı evladı gibi yetiştirmişti o.. Çağrı Bey’in, babasına vasiyeti de öyleydi zaten.. Alpaslan’a da öyle tenbihlemişti vefatına yakın.. Nizâmü’l-mülk’ü bir vezir gibi değil, bir “baba” gibi bileceksin demişti.. Hep öyle oldu nitekim.. Doğumundan ölümüne kadar bir “sultan”la beraber olmak..! Hatta bir de değil, birkaç sultanla beraber olmak.. Ne büyük bahtiyarlık.. Batı dünyasında; “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” derlermiş; Doğu’da ise “Her başarılı erkeği
Resim
  ISFAHAN'IN BAĞRINDAKİ GİZLİ HAZİNELER     “Ölenleriyle henüz doğmamış olanları arasında  bir köprü kuramayan milletlerin, yaşamaya hakları yoktur.”    Nejat Muallimoğlu    Isfahan Cuma Camii ile kapalı çarşının hemen karşısında büyükçe bir kavşak vardır.. İran’da bu tür kavşaklara “Çark-ı felek” diyorlar.. İşte o kavşaktan Veliyy-i asr caddesine doğru dönerseniz az ileride yolun sağ tarafında küçücük bir tabela görürsünüz.. “ Kûçe-i Nizâmî ” yazar üstünde.. Bu sokağa girerseniz yaklaşık 50 metre kadar ileride sağ köşede bir küçük mescidin karşısında harap, ahşap bir kapı çıkar karşınıza.. Üzerindeki tabelada sülüs hatla “ Makbere-i Hâce Nizâmü’l-mülk ” yazar.. Kilitli tabii..!  Sultan Melikşah ve Nizamü'l-Mülk Kabristanı Allah’tan, türbenin karşısındaki caminin görevlisi burasıyla da ilgileniyor.. Arayıp bulduk biz de.. Geldi, kapıyı açtı, çok eski, yıkıldı yıkılacak, kerpiç duvarların çevrelediği bir medresenin avlusuna girdik böylece.. Karşımızda üzeri yarı kubbeli bir meka
Resim
  BİR HÜZÜN ÜLKESİ : AHISKA   Ahıska gül idi gitti Bir ehl-i dil idi gitti Söyleyin Sultan Mahmud’a İstanbul kilidi gitti Posof çayının eteklerinden tutarsanız o sizi Kür nehrine ulaştıracaktır.. Biz ona Kura diyoruz aslında.. İşte tam oradan, çok değil 5-6 km. giderseniz Kartalin tepelerinin güney eteklerinde genişçe bir vadide kurulmuş eski unutulmuş bir ata yurdu karşılayacaktır sizi.. Burası Ahıska’dır.. Yitik bir sevgili, vefasız aşıklarını bekler gibi bekler sizi orada.. Söze nereden ve nasıl başlanır bilemem.. Kabuk bağlamış eski bir “yara”nın adı mı desem, umut mu, hasret mi desem.. Görünen ve anlaşılan o ki şimdilerde dayanılmaz bir yalnızlığın adı olmuş Ahıska.. Gürcüler – kimbilir belki de Ruslar- şimdi ona Akhal-Tsikhe diyorlar.. Ak Kale demekmiş..   Ahıska'nın İşgalini tasvir eden bir tablo..       Çok eskilere, taa Hz. Osman devrine kadar giden bir tarihi var bu hüzün yurdunun.. Kendilerini “Evlâd-ı Fâtihan” olarak tanımlıyorlar Ahıskalılar.. Israrla ve biraz da gur